<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gıybet &#124; Serdengecti.orG WeB GruP &#124; Dil Belâsı</title>
	<atom:link href="http://www.giybet.com/index.php/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.giybet.com</link>
	<description>Kim Ölmüş Kardeşinin Çiğ Etini Yemek İster ki ?</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Jun 2011 18:22:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>Günahların En Münafığı: Gıybet</title>
		<link>http://www.giybet.com/index.php/gunahlarin-en-munafigi-giybet.html</link>
		<comments>http://www.giybet.com/index.php/gunahlarin-en-munafigi-giybet.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jun 2011 18:20:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AlpEreN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ana Katagori]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.giybet.com/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[Soru: Muhterem Efendim, gıybetin topluma musallat olmuş sinsi bir kurt ve insanlar arası ilişkileri bozan çirkin bir günah olduğu herkesçe iyi bilinen bir husus. Buna rağmen toplumda hâlâ var olması nasıl izah edilebilir? Cevap: Gıybet büyük günahlardan biridir. Öyle ki Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde gıybet hakkında şöyle buyurur: ‫إِيَّاكُمْ &#038;hellip <a class="read-excerpt" href="http://www.giybet.com/index.php/gunahlarin-en-munafigi-giybet.html">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Soru: Muhterem Efendim, gıybetin topluma  musallat olmuş sinsi bir kurt ve insanlar arası ilişkileri bozan çirkin  bir günah olduğu herkesçe iyi bilinen bir husus. Buna rağmen toplumda  hâlâ var olması nasıl izah edilebilir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Cevap: </strong>Gıybet büyük günahlardan biridir.  Öyle ki Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir  hadis-i şeriflerinde gıybet hakkında şöyle buyurur:</p>
<p style="text-align: justify;">‫إِيَّاكُمْ  وَالْغِيبَةَ فَإِنَّ الْغِيبَةَ أَشَدُّ مِنْ الزِّنَا، فَإِنَّ  الرَّجُلَ قَدْ يَزْنِي وَيَتُوبُ فَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَإِنَّ  صَاحِبَ الْغِيبَةِ لَا يُغْفَرُ لَهُ حَتَّى يَغْفِرَ لَهُ صَاحِبُهُ ‬</p>
<p style="text-align: justify;"><em>‬“Gıybetten  sakının! Çünkü gıybet zinadan daha şiddetlidir. Kişi zina eder, sonra  tevbe ederse, Allah onun tevbesini kabul buyurur. Ancak gıybet eden,  gıybet edilen affetmedikçe, mağfiret olunmaz.”</em> (Kenzu’l-ummâl,  3/1057) Meseleye Üstad Hazretleri’nin yaklaşımı içinde bakılacak olursa,  gıybetin öyle nevi vardır ki, o, zinadan daha büyüktür. Meselâ bir  zümre-i sâlihînin veya belli bir cemaati temsil eden bir şahsın ya da  helallik alma imkânı kalmadığından dolayı vefat etmiş kimselerin  gıybetini yapmak bu nevi gıybete girebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Külliyet Kesbeden Bir Cürüm</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bazı ulema elfâz-ı küfürle alâkalı olarak diyorlar ki, Resûl-i Ekrem  Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) zemmeden veya O’nun hakkında  olumsuz şeyler konuşan bir insan tevbe etse bile tevbesi kabul edilmez.  Niçin? Çünkü Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) irtihal-i  dar-ı beka buyurup ruhunun ufkuna yürüdüğünden O’nun gıybetini yapan bir  insan için Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem)  bulup: “Hakkını bana helal et” deme imkânı ortadan kalkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Âişe  (radıyallahu anhüm) gibi nice sahabe-i kiram efendimizi hilafet  meselelerinden dolayı –hâşâ– merdut sayacak ölçüde o müstesna kametler  hakkında ileri geri konuşanların hâlleri ağlanacak durumdadır. Çünkü bu  azim günahı irtikâp edenler, büyük bir zümre-i salihînin gıybetini  yapıyor ve onlar hakkında suizanda bulunuyorlar. Artık gıybetini  yaptıkları o zatlara gidip: “Hakkınızda nâsezâ, nâbecâ sözler  söylediğimiz için hakkınızı helal edin!” deme imkânı da olmadığından  dolayı, bu büyük cürmü işleyenlerin suiakıbetlerinden korkulur.  Bilemeyiz, belki Cenâb-ı Hakk’ın ekstradan bir lütfu olabilir. Fakat  biraz önce zikrettiğimiz hadis-i şerif ve benzer nassları göz önünde  bulundurduğumuzda –Allahu âlem– onların affa mazhar olma ihtimalinin  uzak olduğu görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde gıybet, iftira, bühtan, töhmet ve benzeri günahlar,  ferdî olmaktan çıkıp bir cemaat hakkında işlenirse, söz konusu cemaatin  tek tek bütün fertlerinden helallik alınmadıkça bu günahlar  affedilmezler. Meselâ Kadirîler veya Şazilîler hakkında onların bütününü  itham edecek şekilde aleyhte konuşan bir insan koskocaman bir cemaat  hakkında öyle korkunç bir gıybet etmiş olur ki, o şahsın affedilebilmesi  için Abdülkadir Geylânî’den veya Hasan Şazilî’den günümüze kadar gelmiş  geçmiş binlerce belki milyonlarca insanın bütününden helallik istenmesi  gerekir. Biraz daha açacak olursak, bir cemaatin bütünü hakkında söz  söyleyen insan şayet gidip teker teker o fertlerin hepsini bularak onlar  hakkında her ne dediyse onu şerh edip, “Ben, senin de içinde bulunduğun  cemaat hakkında şöyle dedim. Senin de bu işin içinde hakkın var.  Hakkını bana helal et!” diyemezse –hafizanallah– kurtulamaz. Nasıl ki  dua külliyet kesbettiğinde kabul ediliyor. Aynen öyle de gıybet de  külliyet kesbederek külli bir gıybet olduğunda, hak sahiplerinin  tamamından helallik istenmeyince insanın o işin içinden sıyrılması  mümkün değildir. Rabbim muhafaza buyursun, onca insanın vebalini alır,  gıybet eden o şahsın sırtına yüklerler. Bu da, denilebilir ki, küfre  denk bir günahtır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca bilinmesi gerekir ki, bir topluluk veya cemaati temsil eden  şahısların gıybetinin yapılması da bütün bir cemaatin gıybetinin  yapılması gibidir. Meselâ birisi kalkıp, benim gibi basit ve sıradan bir  insan için, “Bu adam şöyledir, böyledir” deyip aleyhte konuşsa bu ifade  ferdî bir gıybet olur. Ancak öyle zatlar vardır ki, onlar külliyet  kesbetmişlerdir. Evet, onlar âdeta bir kutup gibi bütün bir cemaati  temsil ederler. O zatların haysiyet ve şerefleri temsil ettikleri  cemaatin haysiyet ve şerefiyle bütünleşmiştir. Siz onların adını  andığınız zaman o çizgide düşünen insanların hepsi birden hatıra gelir.  İşte bu gibi zatlar aleyhinde söz söylendiğinde bütün bir cemaatin  gıybeti yapılmış olur. Meselâ birisi kalkıp böyle bir insan hakkında,  “onun aklı ermiyor” dese, bu mülâhazaya binaen –neuzu billah– zinadan  daha şedit bir günah işlemiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gıybet veya Leş Kargalığı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gıybetten uzak kalabilmek için evvela gıybetin dindeki yerini çok iyi belirlemek lazımdır. Kur’ân-ı Kerim bu konuda:</p>
<p style="text-align: justify;">أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini yemekten hoşlanır mı?”</em> (Hucurât Sûresi, 49/12) buyurarak, lisân-ı nezîhisine rağmen bu  meseleyi ölü kardeşinin etini yemeye benzeterek, “leş yemeyin” diyor.  Bunun bir diğer mânâsı, “leş kargalığı yapmayın” demektir. Üstad’ın  enfes tespitleri içinde meseleye yaklaşacak olursak şöyle diyebiliriz:  “Sizin vicdanınıza ne olmuş ki, insanken böyle leş kargalığı  yapıyorsunuz! Hayat-ı içtimaiyeden nasibini alan heyet-i içtimaiyenize  ve umumî ruhunuza ne olmuş ki kendi heyetinizi yaralıyorsunuz!”</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’ân, gıybet etmeyi ölü eti yemeye benzettiği gibi, rüya  tabircileri de rüyasında et yediğini gören bir insanın bu hâlini, gıybet  olarak tevil ederler. Yani her ne eti olursa olsun rüyasında ağzına et  alıp geveleyen bir insanın, birisini çekiştirmiş, onun etini çiğnemiş  olduğu şeklinde tabir ederler. Demek ki, gıybet etme meselesi misal  âleminden onun rüyasına bu şekliyle intikal etmektedir. Buradan  hareketle şöyle diyebiliriz: Dünya hayatında gıybet eden kimse, ihtimal,  berzahta ve kabir âleminde vahşi bir hayvan gibi temessül edecektir.  Çünkü ancak vahşi hayvanlar ısırıp leşleri dişlerler.</p>
<p style="text-align: justify;">Gıybet, bazen bir adamı ısırma şeklinde olurken bazen de kudurmuş  kurtlar gibi, koskocaman bir cemaate saldırmak suretiyle olur.  Bilmiyorum bir sürünün içine dalan kurtları hiç gördünüz mü? Onlar  sürüye daldıklarında bir tanesiyle karınlarını doyurmak yerine, birinin  kuyruğunu koparır, öbürünün ayağını ısırır, bir diğerinin de gırtlağını  delerler ve böylece bu meret hayvanlar o sürüden elli tanesini  yaralarlar. Aynen bunun gibi, bazı kendini bilmez densiz gıybetçiler  ağızlarını her açtıklarında öyle ulu orta konuşurlar ki, dilleriyle  sayısız insanı yaralar ve neticede ise esasen kendi hayat-ı  mâneviyelerini mahveder ve kendi ahiret yıldızlarını karartmış olurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hazreti Pîr’in has talebelerini tanıdığımda onlardan çok şey  öğrendim. Meselâ onlarda çok ciddi bir istibra hassasiyeti gördüm. Aynı  şekilde elbise temizliği hususunda da çok hassas olduklarını müşâhede  ettim. Az yiyip, az içip, az uyuyup hayrete varmayı da onlarda gördüm.  Kısaca Bent Deresi, Hacı Bayram ve Süleymaniye gibi kaldığım güzel  mekânlarda Müslümanca bir hayata şahit oldum. Onları tanıyınca kendi  kendime şöyle demiştim: “Hayata yeniden uyanıyor, ruhta yeniden bir  diriliş yaşıyorum.” Onlar, çevrelerindeki insanlara bu güzel hasletleri  kazandırmışlardı. Ben kendi kabiliyetime göre o güzel hasletlerden  bazılarını alabildim. Fakat kim bilir, Allah’ın inayet ve keremiyle, bu  kıymetli zatlardan çok daha derince istifade eden ve onlar vesilesiyle  daha derince bir dirilişe mazhar olan niceleri vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte o zatlarda dikkatimi çeken önemli bir husus da, gıybetten  sakınma mevzuunda gösterdikleri azami hassasiyetti. Meselâ siz Tahir  Ağabey’in yanında: “Filanca konuşurken boynunu eğerek konuşuyordu” veya  “konuşurken durgun durgun bakıyordu” gibi gıyabında konuştuğunuz o  şahsın duyduğunda rahatsız olabileceği bir laf etseydiniz, hemen “Niye  gıybet ediyorsun? Senin dilini kökünden kesmek lazım.” cevabını  alırdınız. Bu zatlar çevrelerini gıybetten sakındırdıkları gibi elbette  kendileri de gıybetten hep uzak dururlardı. Meselâ ben ne Tahir  Ağabey’den, ne Hulusi Efendi’den, ne Mustafa Gül, ne de Sungur  Ağabey’lerden gıybetin çok küçüğünü dahi duymamışımdır. Size tanıdığım  insanların hâlini arz ediyorum. Ancak maalesef şu anki hâlimiz  itibarıyla bizim için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kuzu Postuna Bürünmüş Hınzır Kurt </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde ilim, iman ve irfan hareketleri içinde, belli ölçüde iman-ı  tahkike ulaşılmış ve Allah’ın izniyle iman ve imanın hayata hayat  kılınması hususunda bir mesafe alınmıştır. Meselâ belli ölçüde zinadan  uzaklaşılmıştır. Belli ölçüde diyorum çünkü göz, kulak gibi organlarla  bu çirkin günahtan ne kadar uzak kalındı bilemiyorum. Bu sebeple  meseleyi kestirip atamıyorum. Ancak umumî mânâda böyle azim bir günahtan  uzak kalındığı söylenebilir. Aynı şekilde bu insanlar, aç kalsalar da  kimsenin malına el uzatmayacak ölçüde haram lokmadan uzak kalmışlardır.  Başkasının can emniyetini ihlal gibi fiillerden ise fersah fersah  uzaktırlar. Evet, çok defa deme damara dokunduracak ölçüde hâdiselere  maruz kalmalarına rağmen tek bir insanın kılına dahi dokunmamışlardır.  İbadetlerini yerine getirdikleri, belli bir seviyede temkinle  kulluklarını eda ettikleri de söylenebilir. Ama gel gör ki, gıybet için  aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Zira bir mevzu açıldığında bakıyorsunuz  sanki hakkımızmış gibi hemen birini çekiştirmeye başlıyoruz. Meselâ, bir  arkadaş birisi hakkında konuşurken, “bırak onu” diyebiliyor. Hâlbuki  sen kardeşin için “bırak onu” dediğinde ahirette senin için de en kritik  bir durumda “bırak onu” derler. Evet, burada dilini kirleten bir  insana, ahirette pis ve kirli insan muamelesi yaparlar. Sen burada  birisi hakkında “at onu” dersen seni de ötede atarlar. Veya sen burada  birisi hakkında “kötü adam” dersen, orada senin hakkında aynı şeyi  söyler ve kötü adam diye daimî bir hükme varırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Size daha önce bahsetmiştim. Anneannem ölmüş gibi bir hâl yaşıyor.  Öyle ki, öldüğüne hükmedip kendisini uzatıyor, gözlerini dahi  kapatıyorlar. O hâl ne kadar sürmüş bilemiyorum fakat bir müddet sonra  âdeta yeniden diriliyor ve sonra senelerce yaşıyor. Kendisi çok nezih ve  mübarek bir kadındı. Diyor ki: “Öbür âlemde gibiydim. İki melek geldi  ve benim için ‘bu dilini kirli kullanıyor, bunun dilinin derisini yüzmek  lazım’ dediler ve dilimin derisini yüzdüler.” Demek ki mesele çok  hassas ve cezası da çok ağır.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, şimdilerde önünü alamadığımız ve masum bir kılıf içinde  mevcudiyetini devam ettiren sinsi bir günah varsa o da gıybettir. O  hınzır kurt, âdeta kuzu postuna bürünmüş bir vaziyette bizi kemirmeye  devam ediyor. Dolayısıyla gıybet günümüzde zinadan daha tehlikeli bir  hâl almıştır. Çünkü inanan gönüller arasında büyük günah diye zinadan  uzak duruluyor &#8211; ve elbette uzak durulması gerekir; evet, inanan  insanlar içinde, toplumun temelini dinamitleyen böyle çirkin bir fiilden  uzak duruluyor, çünkü onun ne denli büyük bir günah olduğu ve onu  irtikâp edenin nasıl bir zemme müstahak hâle geldiği/geleceği biliniyor-  fakat ne yazık ki, âdeta herkes alıştığı, normal gördüğü ve bir yönüyle  şöyle böyle herkes ondan nasibini aldığından dolayı gıybet denilen o  gâvur günaha karşı aynı tavır alınmıyor ve sanki basit bir günahmış gibi  muamele görüyor. Öyle ki, insanlar hiç yüzleri kızarmadan ve utanmadan  bu şeytanî günahı irtikâp edebiliyorlar. Bundan dolayı denilebilir ki  gıybet günümüzde günahların en münafığı hâline gelmiştir ve bu nifak  yanıyla bizim aramızda hayatiyetini devam ettirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kur’ân-ı Kerim, kaş göz işaretiyle başkalarını levmeden insanlar hakkında şöyle buyuruyor:</p>
<p style="text-align: justify;">وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Ağzını gözünü eğerek şunu bunu kınayan insanların canı Cehennem’e!”</em> (Hümeze sûresi, 104/1) Fakat nasılsa, Kur’ân-ı Kerim’in yürekleri  hoplatacak bu ikazlarına rağmen, bu meret günah, bizim aramızda  masumiyet kesbetmiş ve çok rahat meclislerimizde iltifat görmekte. Aynı  şekilde bir arkadaşımızın gıyabında da çok rahat konuşabiliyoruz.  Meselâ, “Bu arkadaş çalışmanın hakkını vermiyor”, “bu arkadaş tembel”,  “bu arkadaş bu meseleyi anlamıyor”, “bu arkadaşın hakâik-i imaniyeye  dair eserlerden nasibi yok” ve benzeri ifadelerle çok rahat, birini  gıyabında çekiştirebiliyoruz. İmana dair eserleri okumak çok güzel bir  meziyettir. Bundan dolayı, “Bu arkadaşlar Risaleleri doğru dürüst  okumuyorlar” diyerek tahassürünüzü ifade etmiş olabilirsiniz. Fakat bu  öyle bir gıybet ve öyle bir reziledir ki, imana dair eserleri okumanın  insana kazandırdığı meziyeti elli defa alır götürür.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, öyle anlaşılıyor ki, masum görünen yanları itibarıyla bu kâfir  günah mevcudiyetini hâlâ içimizde devam ettirmektedir. En temiz gibi  görünen insanlar bile ağızlarını açtıkları zaman bakıyorsunuz hemen  gıybete giriveriyorlar. Maalesef, gıybet günümüzde serbest dolaşıma  sahip olmuş, âdeta her kapıdan vize almış gibi her yere girebiliyor.  İnsanlar ondan tiksinti duymuyor, ürpermiyorlar. Gıybet yaparken “ayıp  bir şey yaptım” halet-i ruhiyesine girmiyorlar. Herkes bu günaha iştirak  ediyor ve bu yönüyle o, diğer günahlardan daha melun ve zinadan daha  eşed hâle geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gıybete Karşı Cesaret-i Diniye</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Âişe Validemiz, gıyabında bir kadının boynunun kısa olduğunu  söyleyince Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhissalâtü vesselâm): “Onun  gıybetini yaptın!” buyuruyor. (Ahmed b. Hanbel, 6/206) Bu ve benzer  nasslardan anlıyoruz ki, bir insan bir başkasının gıyabında, meselâ  “başörtüsünü biraz sıkıca bağlamış” veya “yakası azıcık açık” ve benzeri  laflar etse gıybet etmiş oluyor. Zira İnsanlığın İftihar Tablosu  (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) gıybetin tarifini yaparken şöyle  buyuruyor:</p>
<p style="text-align: justify;">ذِكرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Kardeşin duyduğu veya yüzüne söylendiği zaman şöyle böyle kendisini rahatsız edebilecek her söz gıybettir.”</em> (Müslim, Birr 70)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ölçülere göre kendi aramızda gıybet ifade eden bir söz  konuşulduğunda sahabilerin bazılarının yaptığı gibi, “Bu mecliste  oturulmaz artık. Zira burada günah işlendi, Allah’a isyan edildi!”  deyip, o meclisi boykot edip terk etmeliyiz. Evet, gıybeti yapan kim  olursa olsun, orada oturanlara düşen hemen kalkıp o meclisi terk  etmektir. Bunun tek istisnası vardır: Eğer cemaat içinde gıybete karşı  nasıl tavır alınacağına dair usûl, adap ve erkân bilmeyenler varsa, bu  müptedilere meseleyi anlatma adına o meclis terk edilmeyebilir. İşte  gıybete karşı herkes hep beraber böyle bir tavır sergileyebilirse  zannediyorum ancak o zaman meselenin önü alınabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir kez daha ifade edeyim ki, böyle bir neticeye ulaşabilmek için  öncelikle hepimizin vicdanında gıybetin ne denli korkunç ve çirkin bir  günah olduğunun kabul edilmesi gerekir. Evet, gıybeti tiksinti  duyulacak, çirkin bir günah olarak kabul edeceğimiz ana kadar, o, bizden  aldığı masumiyet vizesiyle aramızda her zaman dolaşma imkânı bulacak ve  bizim tarafımızdan iltifat görecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gıybetin kabirde bir lâşe şeklinde hemen başımızın ucunda, kabir  ufkumuzu kirletmemesini ve onun pis rayihası ve çirkin görüntüsüyle bize  bir azap vesilesi olmamasını istiyorsak ona karşı şimdiden hep beraber  ciddi bir tavır almamız gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebeple çevremdeki insanlara diyorum ki, ağzımı açtığımda yarım  kelimelik bir gıybete şahit olursanız hemen buna karşı tavır alın ve  sözü değiştirip sohbet-i cânana getirmeye çalışın. Ne olur, bu konuda  geri durmayın ve o çirkin fiilin önünü almak için cesaret-i  medeniyenizi, daha doğrusu cesaret-i diniyenizi ortaya koyun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.giybet.com/index.php/gunahlarin-en-munafigi-giybet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

